• https://www.facebook.com/Atayurtyayinevi
  • https://twitter.com/atayurtyayinevi
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
LOZAN

LOZAN BARIŞ KONFERANSI VE ANTLAŞMASI

 (20 Kasım 1922-24 Temmuz 1923)

 “Lozan Barış Antlaşması, Türk Ulusu’nun aleyhine asırlardan beri hazırlanmış olan ve Sevr Antlaşması’yla tamamlandığı zannedilen büyük bir suikastın çöküşünü ifade eden ve Osmanlı Devri’ne ait tarihte gerçekleşmiş işlerle ilgili benzeri görülmemiş bir siyasi zaferin belgesidir.”

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

 

            Lozan Barış Konferansı, Osmanlı’nın öteden beri siyasi hatalarının sonucunda ortaya çıkan ve neredeyse beş yüz yıllık bir hesabın masaya yatırılması ve yeni Türk Devleti’nin yasal ve insani haklarının korunması amaçlı bir hesabın görülmesidir. Bir diğer anlatımla, Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı öncesi emperyalist güçlerin, Türk Ulusu’nun kendine nihai vatan olarak bellediği Anadolu toprakları üzerinde Ermeni, Rum vb devleti kurma hayallerinin sona erdirme çalışmalarıdır.

            Gazi Mustafa Kemal bu konuda, “Lozan Barış Antlaşması, Türk Ulusu’nun aleyhine asırlardan beri hazırlanmış olan ve Sevr Antlaşması’yla tamamlandığı zannedilen büyük bir suikastın çöküşünü ifade eden ve Osmanlı Devri’ne ait tarihte gerçekleşmiş işlerle ilgili benzeri görülmemiş bir siyasi zaferin belgesidir.” tanımlamasında bulunmaktadır.

            Türk Ulusu, Gazi Mustafa Kemal’in önderliğinde, Batı’nın bir türlü kabullenemediği, Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı esnasında, dünyada bir başka benzeri görülmemiş mücadele örneği göstererek, hak ettiği zafere ulaşmıştır. Emperyalist güçler bunu kabullenememekle beraber, Lozan Barış Konferansı esnasında masaya önyargılı ve peşin fikirlerle oturmuş, savaştan yorgun ve adeta tükenmiş bir halde çıkmış olan yeni Türk Ulusu’nun kurabileceği bir devletin, gelecekte ekonomik açıdan kendilerine veya yandaşlarına bağımlı olacaklarının hesabını yapmıştır. Türk Heyeti ise, Batılıların düşündüğü anlamda birçok olanaklardan yoksun bir şekilde masaya oturmak zorunda kalmıştır. Öncelikle yeterli sayıda ve yabancı dil bilgisine haiz diplomat eksikliğine ilaveten, haberleşme olanakları bile oldukça kısıtlıdır. Hatta Lozan’dan Ankara’ya olan telgraf haberleşmesi bile İngiliz Gizli Servisi’nin denetiminde yapılmaktadır.

            Bu koşullar altında yapılmak istenilen Lozan Barış Konferansı için Türkiye öncelikle konferansın İzmir’de yapılmasını önermiş ve böylelikle Mustafa Kemal’in de konferansa katılmasını hesaplamıştır. Yandaş Anlayışı içinde hareket eden Batılı ülkeler ise, bu önerinin kabul edilmesi durumunda, ev sahibi konumunda olması itibariyle Konferans Başkanlığı’nı Türkiye’nin yapmasının doğal olacağı ve bunun da Yunanistan başta olmak üzere birçok Batılı ülkeyi incitebileceği görüşünü öne sürmüşlerdir. Sonunda Konferans’ın İsviçre’nin Lozan kentinde toplanması kararlaştırılmış ve İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon da Konferans başkanlığına getirilmiştir.

            20 Kasım 1922-4 Şubat 1923 tarihleri arasında gerçekleşen konferansın Birinci Dönem Görüşmeleri’ne Türk Heyeti olarak, Dışişleri Bakanlığı’na getirilen İsmet(İNÖNÜ) Paşa’nın başkanlığında ikinci delege Maliye Bakanı Hasan(SAKA) Bey ve üçüncü delege olarak da Sağlık Bakanı Dr. Rıza Nur Bey’in katılmaları uygun görülmüştür. Heyetteki diğer görevlilerden Danışmanlar, Yazmanlar ve Tercümanlarla birlikte toplam sayı otuz üç kişiye kadar ulaşmıştır.

Türk Heyeti’ne konferansla ilgili açık talimatlar verilmiştir. Bunlar içinde “Anadolu’ya yakın Ege adaları Türkiye’ye verilmelidir. Batı Trakya’da halk oylamasına başvurulmalıdır. Boğazlar ve Gelibolu’da yabancı askerlerin varlığı kabul edilmemelidir. Doğu Trakya sınırı 1913 sınırı olmalıdır. Güneydeki Suriye sınırı daha güneye alınmalı, Irak sınır ise, Kerkük, Musul ve Süleymaniye’yi Türkiye’ye bırakacak şekilde çizilmelidir. Kapitülasyonlar ve Türk topraklarında bir Ermeni yurdu kurulması teklifleri reddedilmelidir. Bu konuda ısrarlar olursa görüşmeler kesilmelidir. Azınlıklar(Türkiye’deki Müslüman olmayanlar ile sınırlarımız dışındaki Türk soydaşlarımız) meselesi karşılıklı değişim ile çözülmelidir. Osmanlı borçları, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılan ülkeler arasında hakça bölünmelidir. Osmanlı hissesi Yunanistan’dan alınacak tazminata karşılık tutulmalı, bu mümkün olmazsa, borcun 20 yıl süre içinde ödenmesi sağlanmalıdır. Duyun-u Umumiye(Genel Borçlar İdaresi) kaldırılmalıdır. gibi hususlar öne çıkmaktadır.

Türkiye, Misak-ı Milli sınırları içinde, Tam Bağımsız ve yeni bir Türk Devleti’ni resmen ve fiilen kurmuş olduğunu dünyaya duyurmak ve kabul ettirmek amacındadır. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon başkanlığındaki karşı tarafın amacı ise, yandaşları arasındaki bağı ve işbirliğini devam ettirmek, kendi istediği koşulları Türkiye’ye dayatmaktır. Kısacası, Lord Curzon’un amacı, kasıtlı ve önyargılı bir bakış açısıyla, Türk Ulusu’nun Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı’nı ve sonunda ulaşılan haklı Zafer’i görmezden gelerek, Türkiye’ye Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış bir devlet muamelesi uygulamaktır.

Görülebileceği üzere, adeta bir uyumsuzluk içinde başlayan Lozan Barış Konferansı, karşılıklı sert tartışmalar ve Türk Heyeti’nin ödün vermeye yanaşmayan kararlı davranışları sonucunda Lord Curzon’un adeta hırçın ve şımarık bir davranış içine girerek çeşitli sorunların yaşanmasına yol açmasıyla 4 Şubat 1923 tarihinde kesintiye uğramıştır. Konferansın bu ilk aşaması için Lozan’a ilk gelen heyet olan Türk Heyeti, konferansın kesintiye uğraması sonucunda Lozan’dan son ayrılan heyet olmuştur.

Gazi Mustafa Kemal, İsmet Paşa ile yaptığı karşılıklı ve sık telgraf haberleşmesiyle konferansı günü gününe izlemiştir. Amacı, İsmet Paşa’nın varmak istediği sonucu öğrenerek, Meclis içinde ve dışında gelişebilecek olumsuz havayı yumuşatabilmektir. Çünkü İsmet Paşa’ya karşı olan bir kısım insanlar, Meclis’te ve dolaysıyla da ülkede genel bir memnunsuzluk havası yaratma çabası içindedirler. Bu kişiler, kıt akıllarınca İsmet Paşa ve ekibini başarısız bulmuşlar ve dolaysıyla ülkeyi yeniden bir kaosa sürükleyebilecekleri iddia ve saçmalığını yaymaya başlamışlardır.

Meclis’te gizli ve uzun oturumlar yapıldı ve sert tartışmalar yaşandı ve hatta bir ara Heyet’in görevden alınması bile öne sürüldü. Sonunda arzulanan sakinlik sağlandı ve Meclis, Bakanlar Kurulu aracılığıyla Heyet’e, özetle, “Delegelerimiz milletimizin ve memleketimizin şerefini korumuştur. Kendileri, manevi bakımdan Meclis’çe de desteklenerek görevlerine devam etmelidirler…” talimatını verdi. Aynı Meclis, 6 Mart 1923 tarihine kadar sürdürdüğü çalışmaları sonucunda; “Müttefiklerin verdikleri barış projesini olduğu gibi kabul etmeye imkân yoktur, ısrar edilirse savaş sebebi olur. Hayati bir meselemiz olan Musul, Kerkük ve Süleymaniye işi kısa bir zamanda çözümlenmelidir. Mali, iktisadi ve idari meselelerde hayat ve istiklal haklarımızın sağlanması şartıyla, barış girişimlerinde bulunması için Bakanlar Kuruluna izin verilmiştir.” hususlarını kararlaştırdı.

Konferans’ın ikinci dönem görüşmeleri 23 Nisan-24 Temmuz 1923 tarihleri arasında yapıldı. Bu dönemde İngiltere hırçın davranışlardan vazgeçmiş gibiydi. Lord Curzon geri çekilmiş ve yerine İngiltere’nin İstanbul Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold getirilmişti. Buna karşın Fransa’nın tutumunda kısmen bir hırçınlaşma görülmeye başlandı. Yine de, Birinci Dönem Görüşmelere nazaran daha akılcı ve uyumlu bir çalışma ortamı olduğu gerçeği açık olarak belliydi. Türk Heyeti’nin ağırlığı daha çok hissedilmekte ve Türkiye Devleti, dünya basını tarafından daha çok gündeme getirilmekteydi.

İkinci Dönem’in öne çıkan konuları genel çerçevesiyle; “Yunanistan’la ilgili sorunlar, Kapitülasyonlar ve Osmanlı’nın Borçları, İşgalcilerin vatan topraklarımızı terk etmeleri…” gibi hassas hususlardı. Taraflar arasında çetin tartışmalar yaşandı. İsmet Paşa, Gazi Mustafa Kemal’in de doğrudan desteğiyle başarılı çalışmalar yürütüyordu.

Sonunda Lozan Barış Antlaşması imzalandı. Antlaşma 143 maddelik esas antlaşma ile 18 ek belgeden oluşuyordu. İlk 22 madde sınırları saptıyordu. Azınlıklar konusu, her iki tarafın mutabakatıyla çözülmüştü. Osmanlı borçları, ayrılan devletlere de dağıtılıyordu. Boğazların durumu belirlenmiş ve denetim Türkiye’ye verilmişti. Adli konularda, Türkiye’nin beş yıl süreyle, danışman statüsünde, yardımcı hâkimlerin yardımını alması öngörülüyordu. İşgalcilerin, antlaşmanın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmasından sonraki altı hafta içinde Anadolu’yu terk etmesi kararlaştırılmıştı.

            Gazi, antlaşmanın bir an önce Meclis tarafından onaylanmasını istiyordu. Böylelikle işgalciler yurdu terk edecek ve Boğazların denetimi de Türkiye’ye geçecekti. Meclis’te yine sert tartışmalar yaşandı. İsmet Paşa cevabi konuşmasında, özetle, imzalanan Lozan Barış Antlaşması’yla Türkiye Devleti’nin dünyanın diğer devletleri tarafından resmen tanındığını ve kuruluşunun tescillendiğini açıkladı…

            İşgalciler, 2 Ekim 1923 tarihinde bayrağımızı selamlayarak, son olarak bulundukları İstanbul’dan ayrıldılar. Mustafa Kemal’in, önceden de öngördüğü gibi, sonunda “Geldikleri Gibi Gittiler!

            Sonuç

Lozan Barış Antlaşması ile Mustafa Kemal’in son derece güç şartlar içinde başlattığı Milli Mücadele, Mehmetçiğin süngüsü ile çizdiği sınırlarla tescil edildi. Keza bu antlaşma ile “Dünün her an ölümü beklenen hasta adamından”, genç dinamik tam bağımsız yeni bir devlet doğdu. Böylece Avrupa’nın birkaç yüz yıldır “Doğu Sorunu” adı altında yok etme amacı ile yürüttüğü ve sözde Sevr Barış Antlaşması’yla gerçekleştirme noktasına getirdiği politika iflas etti ve tarihin tozlu sayfalarında utançla yerleştiği yerini aldı…

Mustafa Kemal’in, engin komutanlık deneyimleri ve devlet adamlığı vasıflarıyla, Ulusal And sınırları içinde, yönetim bakımından her türlü dış müdahaleye kapalı, tam bağımsız bir devlet oluşturma amacı gerçekleşmiş oldu. Anadolu, yıllardan beri devam eden Avrupa’nın siyasi ve ekonomik hegemonyasından yakasını kurtardı. Emperyalist güçlerin, sözde azınlıkları koruma bahanesiyle, ülkenin iç işlerine yaptıkları müdahalenin gerekçesi ortadan kaldırıldı.

Lozan, emperyalist gücün Anadolu üzerindeki oyunlarına son vermiş ve dolaysıyla emperyalist güçlerin tetikçi olarak kullandığı Yunanistan’ın Anadolu macerasını noktalamış oldu. Dolaysıyla gerçeklere dayalı ve dengeli bir barış antlaşması niteliği ve Türkiye’nin basiretli yöneticilerinin idaresi ile ülkeye, tarihinin en uzun barış dönemini sağlandı.  Böylelikle Türkiye güçlenmek ve çağdaşlaşmak için gerekli zamanı kazanmış, Atatürk Devrimleri’yle her bakımdan yeni bir yapılanmaya girişmişti.

Lozan Barış Antlaşması, yeni ve genç Türk Devleti’nin, dünya devletlerinin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilen ve imzalanan bir Önsözü ve Yol Haritası’dır.

Gazi Mustafa Kemal, Lozan görüşmelerinin her safhasını takip ve gerektiğinde müdahale ederek Türk isteklerine uygun bir barışın yapılmasını sağladı. Dolaysıyla O, 19 Mayıs 1919’dan 24 Temmuz 1923’e kadar devam eden dönemde, Türk Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Hareketi’nin odağı ve temel faktörü oldu.

Kudretli kişiliği, üstün teşkilatçılık ve komutanlık vasıfları, bitip tükenmeyen enerjisi, ileriyi önceden görebilme,  sezebilme ve gerçekçi davranabilme meziyetleri; zaman ve mekân ve imkân faktörlerini en iyi kullanabilmek yeteneğiyle, yok edilmenin eşiğine gelen Türkiye’yi yeniden ve daha güçlü olarak ayağa kaldırdı. Türk Ulusu’ndan aldığı güç ve destekle kurduğu Türkiye Devleti’nin bağımsızlığını ebediyen koruyabilmesi için onu çağdaş ufuklara yönlendirdi.

Cengiz ÖNAL TARAKÇIOĞLU

 

  
1000 kez okundu

Takvim
REKLAM